Geleceğin Tıbbı

Düşünebiliyor musunuz ? Kalp krizi geçiren insanlara kan verilecek ve bu insanlar spor yapmaya ve heyecanlı hayatlarına hemen dönebilecekler. Felçli insanlar yürümeleri, koşmaları için en fazla birkaç aydan bekleyecekler (sanki kemik kemik kırığı olmuş da tedavi için bekliyorlarmış gibi)….İnsan ömrü en az 50 sene uzayacak….Hayal gibi…Ama çok değil…Belki günümüzde 30lu yaşlarda olanlar için hayal ama yeni doğanlar için yakın bir ihtimal…Nasıl mı? Kök hücre nakilleri ile….
Kök hücre ne demek? Kök hücre değişik organlara dönüşebilme yeteneğine sahip hücrelere denir. İnsan vücudunda hasara uğrayan ve tekrardan kendini yenilemeyen kalp, beyin, sinir hücresi gibi dokuların dışarıdan vücuda verilen bu kök hücreler yardımı ile vücut içinde tekrardan üretilebilmesi söz konusu artık. Dışarıdan vücuda verilen ve değişik doku oluşturma potansiyeline sahip bu hücreler en ilkel halleri ile vücudumuzda kemik iliğinde yerleşiktirler. Ancak daha da ilkel halleri (erken formları) doğum sırasında göbek kordonunda ve plasenta denilen bebek eşinde bulunurlar. Bazı teorik bilgiler vererek konuyu biraz daha açalım isterseniz.
Bilindiği gibi insanın oluşumu anne ve babadan gelen iki tek hücrenin birleşmesi ile olur. Bu hücreler çoğaldıkça bir kısmı örneğin kalp kasını, bir kısmı göz dokusunu ,vs oluştururlar. Aslında her hücrede her türlü dokuyu oluşturabilecek genetik materyal mevcuttur. Aynı genetik materyale sahip (aslında aynı) olan bu hücrelerin bir kısmı görünüm olarak birbirinden tamamen farklı bir dokuya neden ve nasıl dönüşebiliyor sorusu şu anda çok açık değil….Ama teorik olarak cildimizdeki hücrelerin de beynimizdeki hücreler kadar bizim hakkımızdaki bilgileri içeren genetik kodlamaya sahip olduğunu söyleyebiliriz.
İkinci ve üçüncü paragrafta adı geçen, her türlü doku oluşumuna yönelebilecek bu hücreler vücutta farklılaşmaya uğramış (göz,tırnak, deri ,vs) hücrelere göre daha ilkel, yani evrimlerinin daha önceki döneminde sayılarlar. Yani göbek kordonunda, plasentada bulunabilen bu ilkel-kök hücreler yardımı ile teoride isteğimiz dokuları yeniden oluşturabilir ve vücuttaki hastalıklı dokuları yenilemelerini sağlayabiliriz.
Konuyu biraz daha derinleştirelim…
Vücudumuzdaki dokuları kendilerini yenileme açısından kabaca 3’e ayırabiliriz. 1. Kendilerini hemen yenileyebilenler…..Örneğin deri hücreleri…Cildimizde bir yara oluştuğunda hemen yeni hücreler oluşabilmekte ve ölen dokular eskisinden neredeyse fark edilemeyecek derecede yenilenebilmektedir. Çoğumuz bir yerimizi çizmişizdir, yerini bile şu anda hatırlayamamaktayız…2. Grup kendilerini kısmen yenileyenler… İç organlarımızın bir çoğu böyledir. Örneğin karaciğer, böbrek, kemik kısmen yenilenebilir ama eskisi kadar işlevsel olmayabilir. 3. Grup ise asla kendilerini yenilemeyen dokulardır. Bunlar da kalp kası ve sinir dokusudur. Bu nedenle kalp krizleri ölümcüldür, insan ömrü kısaltmaktadır. Bu nedenle omuriliği kesilen kişiler felç olmaktadır ve bu durum kesinlikle geriye dönüşümsüzdür. Eminim ki hepimiz benzer olaylara şahit olmuşuzdur.
Şimdi bu bilgileri birleştirelim;
Eğer göbek kordonundaki kök-ilkel hücreler değişik dokulara dönüşebiliyorsa, o zaman hasta kişilere damardan bu hücreleri verelim ve hastalıklı dokular yenilensin, tıpkı yeni doğduğumuz zamanki kadar yeni olsunlar. Teorik olarak doğru olabilecek bu yöntem pratikte ise günümüzde sadece belli alanlarda deneysel olarak başarılı sonuçlar vermektedir. Tedavinin oturması için belki de birkaç on yıla ihtiyaç var. Sizlere şu an doğan çocukların bu tedavi yöntemlerini görme ihtimallerinin oldukça yüksek olduğunu belirtmemim sebebi buydu.
Günümüzde bile kalp krizi geçiren kişilere bu tür kök hücrelerin verilmesi deneysel olarak yapılmakta ve umut verici gelişmeler alınmaktadır. Son yıllarda popüler olan doğum sırasında göbek kordonundan kan alınması bu mantıkla doğmuştur. Kordon kanı bankaları da göbek kordonunda bulunan bu tür kök hücrelerin depolanması amacıyla kurulmuştur. Yakın bir zamanda felçli kişilerin yürüyebilmesi, beynimizin yaşlanmaması, kalbimizin hep genç kalması hayal değildir. İnsan ömrü bu sayede belki de iki-üç katına çıkabilecektir kim bilir?… Teknoloji tıp yerine silah yapımına daha fazla hizmet etmediği sürece tabi ki….

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir