Menopoz

Menopoz bir kadının kalıcı olarak adetten kesilmesi ve yumurtalık fonksiyonlarının (hem üreme hem de östrojen yapımı) sona ermesi ile karakterize bir durumdur. Ülkemizde menopoz yaşı ortalama 47’dir. Ortalama yaşam süresinin uzaması ile kadınların menopoz sonrası yaşadıkları dönem uzamış ve bu süredeki yaşam kalitesi ön plana çıkmıştır.

Menopoz sonrası kadınlarda görülen şikayetler kısa ve uzun dönem olarak sınıflandırılabilir.

Yaklaşık ilk 5 yıllık dönemi kapsayan kısa dönemde sıcak basmaları, terlemeler, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, dikkat ve hafıza kaybı sorunları, vajinal ve idrar yollarındaki mukozalardaki erimelerin yarattığı şikayetler, cinsel yaşamdaki sıkıntılar kadınların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu dönemde görülen, özellikle sıcak basması ve genitoüriner yollardaki incelmelerin yarattığı sorunların giderilmesinde hormon tedavisinden daha etkili bir seçenek bulunmamaktadır.

Uzun dönemde ise kemik erimesine (osteoporoz) bağlı oluşabilen kırıklar ciddi bir halk sağlığı problemi oluşturmaktadır. Osteoporozun önlenmesi ve tedavisi konusunda günümüzde hormon tedavisinin yanında birçok seçenek ortaya çıkmıştır.

10 yıl öncesine kadar ömür boyu kullanılması önerilen hormon tedavisi (Östrojen ve progesteron) sonradan oluşan riskler (meme kanseri, rahim kanseri, kalp krizi, kan pıhtılaşma sorunları) nedeniyle artık sadece uzman doktor denetiminde ve kişiye özgü olarak uygulanmaktadır. Tedavide kullanılan hormonların tipi ve kullanım şekli hastanın ihtiyacına ve kişisel risklere göre düzenlenmelidir. Menopozdan itibaren kullanılan hormon tedavisinin devamı dördüncü yıldan sonra tekrar yarar-zarar oranları (özellikle meme kanseri riski) göz önünde bulundurularak tekrar değerlendirilmelidir.

Ancak hiç tedavi almamış, 60 yaş üzerindeki hasta grubu için de tedavi seçeneklerinin olabileceği göz önünde tutulmalıdır.

Meme kanseri riski en çok gündeme gelen konudur. Hormon tedavisi ile oluşan meme kanseri meme kanserlerinin tipleri arasında sonucu en iyi olan kanser tipidir ve bu risk alkol kullanımı, aşırı kilo, 30 yaşından sonra yapılan ilk doğum, geç menopoz, genetik yük gibi risk faktörlerinden farklı olmayıp tedavinin kesiminden sonraki 5 yıl içinde ortadan kalkmaktadır. Tedavi sırasında altı ayda bir muayene, gerekirse ek olarak ultrasonografi ve 2 yılda bir mammografi önerilmektedir.

Rahim kanserini önlemek için östrojen hormonunun yanında mutlaka progesteron hormonu da tedaviye eklenmelidir. Rahimi alınmış kadınlarda sadece östrojen yeterlidir. Progesteron hormonunun, şişkinlik, memede hassasiyet, depresyon, yorgunluk, kilo alma, deri bozuklukları ve yaygın ağrılara neden olmasının yanında uzun vadede kalp üzerine de zararlı etkilerinin olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle östrojenin yanında bu hormonu ihtiva eden ve yavaşça salgılayan özel bir spiralin kullanılması son zamanlarda sıkça kabul görmektedir.

Ayrıca son yıllarda risk ve yan etkiler azaltmak amacıyla, kullanılan standart östrojen dozları düşürülen yeni tedavi yöntemleri geliştirilmiştir.

Bunlardan başka, son zamanlarda östrojen hormonunu ağız yolu dışında deriye yapıştırılan patchler, kremler ve buruna uygulanan spreylerle de almak mümkündür.

Östrojenin ve/veya progesteronun kullanılmasının sakıncalı olduğu durumlarda alternatif bazı ilaçlar düşünülebilir.

Bu ilaçlardan ilki, tibolon adında zayıf östrojen, zayıf progesteron etkisi gösteren ve meme, rahim, lipidler, libido üzerine pozitif etki yapan ,ağızdan her gün tek doz alınan bir ilaçtır.

Diğer bir alternatif ise, yiyeceklerde bulunan ve doğal östrojene benzeyen fitoöstrojenlerdir. Bildirilen birçok iyi etkisi olmakla birlikte daha çok östrojen hormonunun kullanılmak istenmediği, sıcak basması, terleme, uykusuzluk gibi şikayetlerin ön planda olduğu vakalarda tercih edilir; ancak etkisi sınırlı ve tartışmalıdır.

Yakın gelecekte belki de en popüler olacak olan ilaçlar ise SERM denilen ve her dokuda farklı ve iyi etki yapan ilaç grubudur. Bu ilaçlar, osteoporozun önlenmesinde ve tedavisinde (gelecekte belki de meme kanserinin önlenmesinde), özellikle de menopoz sonrası ilk 5 yıllık tedavi sonrasında tercih edilmektedirler.

Diğer tedavi seçenekleri, daha çok osteoporozun önlem ve tedavisi amacı ile hormonlara alternatif olarak veya ek olarak kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlardan en sık kullanılanları kalsiyum,D vitamini preparatları ve florid tuzlarıdır.

Bifosfanatlar, son yıllarda, haftada bir kullanım kolaylığı ve etkinlikleri ile önem kazanmışlardır. Özellikle 65 yaş sonrasında en çok tercih edilen ilaç grubudur.

Kalsitonin ise, pahalı olması ve kullanım zorluğu nedeniyle osteoporozun önlenmesinden çok kemik ağrılarının olduğu vakaların tedavisinde gündeme gelmektedir.

Osteoporozun önlenmesinde egzersiz, diğer ilaçlara alternatif olmamakla birlikte ek yöntem olarak kesinlikle önerilmektedir. Uygun egzersiz kas ve kemik kütlesini arttırarak kemik kırıklarını azaltır. Ancak sürekli olması ve kalbe uyumlu olarak yapılması gerekmektedir.

Tüm bu yöntemlerin seçimi, uygulanması ve izlemi uzman doktorların gözetiminde yapılmalıdır. Amaç kadınların daha uzun ve daha kaliteli olarak yaşayabilmesidir.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir