Planlı Sezaryenin Geleceği

BENZERSİZ KÜLTÜREL BİR ÇEŞİTLİLİĞE DOĞRU MU?
Uygarlık açısından düşünmek
Bir kadın hamile kaldığında başlıca kaygısı bebeğinin sağlığı ve iyiliğidir. Doğumdan sonra annenin davranışı hiç olmadığı kadar çok “bencil genlerinin” kontrolünde olur. Onun için, çocuğunu korumaktan ve ihtiyaçlarını karşılamaktan daha önemli hiçbir şey yoktur. Hamile kadınlar ve genç anneler, uygarlık açısından düşünecek konumda değildirler. Başka anlaşılabilir, hayati önem taşıyan ve acil öncelikleri vardır.
Ufkumuzu genişletmek
Öte yandan doktorlar da Hipokratik ahlaki ilkelere bağlıdırlar. Geleneksel Hipokratik tıp yalnızca bireysel hastaların bakış açılarını göz önüne alır. Hipokrat Yemini’nde doktorun sosyal sorumluluklarından söz edilmez. Ebeye gelince, o geleneksel olarak doğum yapan kadının önceliklerini paylaşarak onunla samimi bir iletişim – dostluk paylaşımı –  içindedir. Sonuç olarak, doktorlar ve ebeler de uygarlık açısından düşünecek konumda değildirler.
Ufkumuzu genişletmek
Bu tip köklü güçlüklere rağmen hepimiz acilen ufkumuzu genişletmeliyiz. Hem Primal Sağlık Araştırmalarının bakış açısı hem de istatistiksel dil, “eğilim”, “risk etkenleri” ve “istatistiksel önem” gibi kavramları ortaya koyarak bizi belirli bir dereceye kadar bireyleri ve özel vakaları unutmaya davet eder. İnsanlar ve diğer memeliler arasındaki boşluğu fark etmek ve doğru soruları yöneltmek için öncelikle memeliler arasında sezaryenin etkilerine dair genel olarak bildiklerimize dönmek istiyorum.
Sezaryenle doğum, genel veya lokal anestezi anlamına gelir. Anne davranışı, yalnızca anesteziden ötürü önemli ölçüde zarar görebilir. Yaklaşık bir yüzyıl önce Güney Afrika’da Eugene Marais, bir şair olarak, doğum sancısı ve annelik sevgisi arasında bir bağın olduğuna dair sezgisini doğrulamak için deneyler yapıyordu.¹ Güney Afrika’ya özgü 60 keçiden oluşan bir grubu, geçen 15 yıl boyunca inceleyince sürüdeki anne keçinin yavrusunu reddettiği tek bir an dahi olmadığını gördü. Doğum yapan dişilere birkaç nefes kloroform ve eter verdiğinde ise ardından annelerin yeni doğan oğlaklarını almayı reddettiklerini fark etti. 1980’lerde Krehbiel ve Poindron, doğum yapan dişi koyunlarda epidural anestezinin etkilerini inceledi.² Bu çalışmanın sonuçları, kolaylıkla özetlenebilir: dişi koyun epidural anestezi altında doğum yaptığında kuzusuyla ilgilenmemektedir.
Bugün veterinerlikte, özellikle de köpeklerde, sezaryen kesileri yaygındır. İnsanlar, köpeklerin yetersiz kalan anneliklerini telafi ettiği, gerektiğinde köpek sütünün yerini tutan ticari mamalarla emzirme ve doyurma sürecine yardım ettiği sürece bu durum mümkündür. Primatların annelik davranışlarında sezaryenin etkileri iyi belgelenmiştir, çünkü çeşitli maymun türleri laboratuar hayvanları olarak kullanılmıştır. Bu durum, yengeç yiyen makaklar ve resus maymunları için de geçerlidir.³ Bu türlerde, sezaryen sonrasında anneler yavrularıyla ilgilenmemektedirler; laboratuar personeli, annenin ilgisini yeni doğmuş yavruya çekmeye çalışmak için vajinal salgıları yavrunun vücuduna sürmek zorundadır.
Sezaryenin – veya yalnızca ameliyat için gerekli olan anestezinin – genel olarak memelilerde annelik davranışını kayda değer ölçüde değiştirebileceği konusunda ikna edici olmak için veterinerler ve primatları kullanan bilim insanları tarafından yapılmış hayvan deney ve gözlem örneklerini çoğaltmamıza gerek yok.
Bu bakımdan insanlar özeldir. Dünyanın her yerindeki milyonlarca kadın, sezaryenle doğumun veya basit bir epidural anestezinin veya “hafif anestezili doğumun” ardından bebekleriyle ilgileniyorlar.
İnsanların davranışını yorumlamanın, primatlar da dahil olmak üzere diğer memelilerin davranışlarını yorumlamaktan neden daha karmaşık ve zor olduğunu biliyoruz. İnsanlar iletişim kurmak için sofistike yollar geliştirmişlerdir. Konuşurlar. Kültürler yaratırlar. Davranışları, hormonal dengelerinden dolaylı, kültürel çevrelerinden doğrudan etkilenir. Bir kadın bebek beklediğini öğrendiğinde, bazı annelik davranışlarını sergilemeyi bekleyebilir. Bu, insanların dışındaki memelilerden öğrenemeyeceğiz anlamına gelmez. Hayvanların şaşırtıcı ve anlık tepkileri kendimiz için de sormamız gereken sorulara işaret eder.
İnsanlar söz konusu olduğunda sorular, “uygarlık” veya “kültür” gibi terimleri de içermelidir. Eğer diğer memeliler sezaryenin ardından yavrularıyla ilgilenmiyorlarsa, öncelikle şunu merak etmeliyiz: Sezaryenle dünyaya gelen bir uygarlığın geleceği nedir?
Farklı “yerli” kültürlere doğru
Böyle bir soruya henüz net yanıtlar veremiyoruz. Tüketici ürünü olarak güvenli sezaryen, insanlık tarihinde henüz çok yeni. Kültürel bir modeli yok. Bu arada, özelleştirilmiş veritabanlarını inceleyerek bebeklerin doğuş biçimleriyle ilgili farklı kültürlerin temel niteliklerini anlayabiliriz.  Bir toplumun saldırganlığı ve yaşamı yok etme yeteneği ne kadar fazlaysa, doğum dönemindeki ritüelleri ve kültürel inançları da o ölçüde müdahalecidir. Gelin bu veriyi, sevgi yeteneğindeki bozukluğunun kökenine yönelik olarak Primal Sağlık Araştırmalarından ve yine sevginin bilimselleştirilmesine katılan diğer disiplinlerden öğrendiklerimizle birleştirelim. Kültürel ortamların evriminde yaygın sezaryen kullanımının ne tür etkileri olabileceğini tahmin etmek bugün mümkün hale gelmektedir. Bu etkiler, daha çok girişkenlik, başkalarını ve aynı zamanda kendini sevme yeteneği ile ilgili olmaktadır. Özsaygı ve özeleştiri, kendini sevebilme yeteneğinin birer parçasıdır.
Ülkeler arasında sezaryen oranlarında öyle farklılıklar vardır ki, kültürel ortamların evrimindeki eğilimleri karşılaştırabilmek için on yıllar boyunca beklememize gerek yok. Vajinal yoldan doğmuş Hollandalı kültürü, sezaryen doğumlu Brezilyalı kültürüne kıyasla nasıl gelişecek? Tayvan veya Güney Kore’nin kültürüyle karşılaştırıldığında Japon kültürü nasıl gelişecek? Genetik açıdan sınırlı olan uzun vadeli düşünme yeteneğimiz, neden insan bilimleri alanında bu tür sorular soran ve keşfedilebilir eğilimleri inceleyen bir uzman ordusunun bulunmadığını açıklayabilir.
Bilimsel topluma ulaşacak ve onları etkileyecek yeni bir farkındalığı beklerken, gelin 1942 yılında planlı sezaryenle dünyaya gelen ve sezaryen doğumlu oluşunu dünyaya bakmak için bir objektif olarak kullanmakta olan Jane English’i yeniden dinleyelim. Bilimsel düşünceye ve atom altı fizik dalında doktoraya sahip olmasına rağmen, benimsediği yaklaşım onu “bilimsel çalışmalar” yapmaya yöneltmedi. Kendisini keşfetmeye yönelik bilgi ve materyalleri topladıktan sonra, sezaryenle doğumu (özellikle planlı sezaryen doğumu) farklı bir yerli kültür yaratmak olarak düşündü; “yerli” kelimesi gerçek anlamında ve doğumla ilgili olarak kullanılmaktadır. Vardığı sonuçlardan biri, planlı sezaryenle doğumun kişisel sınırlardaki farklılıkla birlikte yine farklı bir mekân ve zaman kavrayışı yarattığıdır. 4 Neden- sonuç ilişkisine tek yönlü bakmaz. Sezaryenle doğumun kişilik özelliklerinin sadece bir nedeni değil, aynı zamanda bir sonucu olduğunu da düşünür. Sıra dışı bakış açısı “Neden Amsterdam’daki sezaryen oranları yüzde 10’ken Sao Paulo’da yüzde 80?” gibi sorulara esin vermektedir.
Amsterdam ve Sao Paulo’yu görenler bu iki kent arasındaki muazzam kültürel uçurumun zaten farkındadırlar. Örneğin gece yarısı Amsterdam’ın sokaklarında dolaşabiliriz ama Sao Paulo’da aynı şeyi yapmak intiharla eşanlamlı olurdu.
“Yerli kültür” kavramı, bazı kültürel ortamların son zamanlardaki hızlı evrimini yorumlamakta yararlı olabilir. Örneğin, 1970’lerde Amerika’daki uyuşturucu kültürünün ortaya çıkışını düşünelim. Amerikalıların bu özel kuşağının “alacakaranlık uykusundaki doğumlar” (alacakaranlık uykusu, doğum esnasında morfinle özdeşleştirilen başka uyuşturucuların kullanılması anlamına gelir) çağında dünyaya geldiği göze çarpar. Primal Sağlık Araştırmaları veri bankasında İsveç’te yapılan bir dizi çalışmanın istatistik sonuçları yer almaktadır ve bunlara göre bu çocukların madde bağımlısı olma riski yüksektir. ( Bu çalışmalara göre, doğum yapan kadın belirli ağrı kesicileri kullandığında, özellikle morfin benzeri maddeler, risk oranı yükselmektedir.)
Gelin, başka bir örnek olarak geçtiğimiz on yıl boyunca Brezilya’daki plastik cerrahi işlemlerde hacim olarak yıllık yüzde 10-20 artış olduğunu dikkate alalım. Kozmetik plastik cerrahi işlemler açısından Brezilya, artık ABD’nin ardından ikinci sırada geliyor. Bu, Sao Paulo Üniversitesi’ndeki Clinicas Hastanesinin baş psikologu Mara Cristina Souza de Lucia’yı normal kilolu 346 erkek ve kadının özimge anlayışını değerlendirmek için harekete geçirdi. 5 Araştırma ekibi, yüzde 50’sinin vücutlarından tatmin olmadıklarını ve kadınların yüzde 67’si ile erkeklerin yüzde 28’inin plastik cerrahi müdahale istediklerini ortaya çıkardı. Lucia şöyle diyor: “Bazıları doktordan doktora gidiyor. . . ancak görüntülerinden asla tatmin olmuyorlar.” Bu, kendini sevme yeteneğindeki yaygın bozukluğun dışavurumu olabilir mi?
Bugün artık dünyaya gelmenin birçok yolu var. Planlı sezaryen doğumları, travayda yapılan sezaryen doğumlardan ve acil sezaryenlerden ayırmalıyız. Nihai yol ne olursa olsun, suni sancılı doğumu doğal doğumdan ayırmalıyız. Vajinal doğumlar arasında, bazıları ilaçsız iken, diğer birçoğu farklı biçimlerde epidural anestezi ve sentetik oksitosin serumunu birleştirir.
İnsanlık, benzersiz bir “yerli kültürler” çeşitliliğine doğru mu ilerliyor?
Michel Odent’in «  sezaryen «  Kitabından alınmıştır.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir